Bilim ve Doğa

972 kelime ile evrenin, dünyanın ve canlıların kısaca tarihi

Her şey bundan 13.7 milyar önce başladı. Peki nerede başladı? Aslında bugün bildiğimiz anlamıyla hiçbir yerde. Çünkü zaman ve mekan yoktu. Madde de yoktu. Tamamen mutlak bir hiçlik… Düşünebileceğiniz en inanılmaz boşluktan bile daha boş.
evrenin-olusumuSonra bir anda evren ortaya çıkıyor. Kelimenin tam anlamıyla bir anda ve tamamıyla ortaya çıkıyor. Bu ilk aşamaydı. Evren şu anda bir atomdan bile daha küçük ve inanılmaz derecede sıcak. Bu inanılmaz sıcak ve tek bir atomdan bile küçük haliyle bugün içinde barındırdığı her şeyi barındırıyor. Düşünün patlıyor ve bu sırada müthiş bir hızla genişliyor. Buraya kadar anlatılanlar ilk saniyede gerçekleşiyor.

Evren bu aşamada bulanık bir lekeden fazlası değil, ancak kısa süre içinde içinde bir şeyler netleşmeye başlıyor. Patlamadan sonraki ilk saniye içinde enerji farklı parçalara bölünüyor. Elektromanyetizm ve yerçekimi bunlardan bazıları. Bu enerji de daha başka akıl almaz başka bir şey yapıyor, katılaşarak maddeye dönüşüyor. Proton oluşturacak quarklar ve elektron içeren leptonlar oluşuyor.

Şimdi patlamadan sonra 380 bin yıl ileriye atlıyoruz. Bu süre insanoğlunun Dünya üzerinde adım atmaya başlamasından günümüze olan sürenin neredeyse iki katı. Yani aslında çok uzun ama 13,7 milyar yıla göre son derece kısa. Patlamadan 380 bin yıl sonra hidrojen ve helyum gibi basit ve küçük atomlar ortaya çıkıyor. Bu aşamada evrenin gayet basit ve anlaşılabilir bir yapısı var. Evren bu aşamada hidrojen ve helyum atomlarından oluşan, belli bir şekli olmayan dev bulutlardan ibaret. Buna kozmik çorba da diyebiliriz.

Buraya kadar her şey basit ancak evren giderek karmaşıklaşmaya başlıyor. Daha çok madde olan yerlerde yerçekimi daha güçlü. Böylece daha yoğun yerlerdeki yerçekimi hidrojen ve helyum bulutlarını sıkılaştırmaya başlıyor. Evren milyarlarca farklı buluta ayrılıyor. Bu bulutların her biri yerçekimi kuvveti tarafından sıkıştırılmış durumda. Bulutlar gittikçe yoğunlaşıyor ve yoğunlaştıkça yerçekimi daha da artıyor. Bulutlar yoğunlaştıkça merkezlerindeki ısı artmaya başlıyor. Sonunda her bulutun merkez ısısı 10 milyon derecelik eşik ısısını aşıyor. Bu aşamada protonlar birleşmeye başlıyor. Protonlar birleşirken muazzam bir enerji ortaya çıkıyor. Bu aslında nükleer füzyon. Yani bugün Güneş’te ve diğer yıldızlarda olan şey. İşte böylece ilk yıldızlar evrende belirmeye başlıyor.

Büyük Patlama yani Big Bang’den 200 milyon yıl sonra evrenin her yanında yıldızlar ortaya çıkmya başlıyor. Milyarlarca yıldız ortaya çıkıyor. Artık evren eskisine oranla çok daha ilginç ve karmaşık. Büyük yıldızlar ölmeye başladıkça çok yüksek ısılar yaratmaya başlar. Evrenin oluşumu sürecindeki bu dönemde ölen yıldızlarda protonlar daha farklı kombinasyonlarda birleşerek bugün periyodik cetveldeki elementleri oluşturmaya başladı. Örneğin altın ölen ve inanılmaz sıcaklıklar yayarak patlayan yani süpernovaya dönüşen bir yıldızda oluştu.

Artık evren kimyasal olarak çok daha karmaşık bir hale geldi. Bundan sonra genç güneşlerin yani yıldızların etrafında yıldız patlamaları ile oluşan elementler biraraya gelmeye başladı. Kaya parçaları ve meteorlar böyle oluştu. Yıldızların yerçekimleri bu madde kümelerini çekiyor ve çevresinde döndürüyordu. Bu kümeler birleşerek gezegenleri ve onların uydularını oluşturdu.

Bizim güneş sistemimiz yaklaşık 4,5 milyar yıl önce yukarıda bahsedilen süreçlerden geçerek oluştu. Dünya da hemen hemen 4,5 milyar yıl önce oluştu.

Dünyaya benzeyen kaya bazlı gezegenler aslında yıldızlara göre son derece karmaşıktır. Çünkü çok daha fazla çeşitte elementin biraraya gelmesi ile oluşur. Evrenin karmaşıklığı artık daha da artmıştır. Bundan sonra elementler ve moleküllerin yanı sıra canlı yaşamı da yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlayacaktır.

Yaşayan organizmalar birtakım kimyasal süreçlerin sonunda ortaya çıktı. Aslında biz insanlar da dahil olmak üzere tüm canlılar kocaman kimyasal madde paketleri olarak nitelenebilir.

Peki yaşam neden gezegenlerde ortaya çıktı?
Yaşamın ortaya çıkması için gereken bazı koşullar vardı. Öncelikle enerji olmalıydı ama çok fazla değil. Mesela bir yıldızın merkezindeki enerji yaşamın ortaya çıkması için çok fazladır. Çünkü yıldızların merkezinde atomlar birleşir, sonra hemen tekrar bozunurlar. Enerji çok az da olmamalı. Mesela yıldızlarası uzayda enerji çok azdır ve burada da atomlar birleşemez. Bu anlamda atomların birleşmesi için en uygun enerji koşulları gezegenlerdeydi. Yıldızlara yakınlardı ama çok da yakın değillerdi.

Yaşamın ortaya çıkması için enerjinin yanı sıra kimyasal çeşitliliğe de ihtiyaç vardı. Ayrıca su veya su benzeri bir sıvıya. Neden sıvıya ihtiyaç vardı? Çünkü gaz formunda atomlar birbirleri ile tutunamayacak kadar hızlı hareket eder. Katı haldeyken de atomlar sabittir ve hareket edemedikleri için farklı şekillerde birleşemezler. Bu yüzden bir sıvı ortam şarttır. Atomlar sıvıların içindeyken rahatça hareket edebilir, birbirlerine tutunabilir ve zincir haline gelip molekülleri oluşturabilir.

Yaşamın oluşması için gereken bu koşullar sadece gezegenlerde vardı. Dünya ise yaşamın oluşması için mükemmel şartlara sahipti. Çünkü yıldızına olan uzaklığı tam olması gerektiği gibiydi. Üzerinde devasa okyanuslar oluşabiliyordu. Bu okyanusların tabanlarında dünyanın iç ısısı dışarıya sızıyordu. Ayrıca okyanuslarda yüksek çeşitlilikte bir kimyasal yapı vardı. İşte dünyanın iç ısısının yani enerjinin okyanusla buluştuğu kimyasal açıdan zengin noktalarda muhteşem bir kimyasal reaksiyonlar dizisi başladı. Atomlar akla gelen hemen her şekilde biraraya geliyordu. Bunlardan bazıları yaşamın temelini oluşturacak bileşiklerdi. Peki bunlar nasıl biraraya geldi ve kararlı şekilde kalabildi? Bu noktada DNA yapısı devreye girdi. DNA kendini koplayayarak bir önceki modelinin sonrakine taşınmasını sağlıyordu. DNA aslında bilgi taşıyan bir moleküldü. DNA sürekli kendini kopyalayarak bilgiyi bütün okyanusa yaydı.

Öte yandan DNA’nın kusurlu yanları da vardı ki hala var. DNA kendini kopyalarken her bir milyar basamakta bir yani her bir milyar DNA’dan birinde hata ortaya çıkar. Bu da DNA’nın yaşayan organizmaları farklı şekillerde üretebilmesine neden olur ya da bunu sağlar. Bazı DNA hataları işe yarar ve kopyalanarak devam eder. İşe yaramayan DNA hatalarını taşıyan organizmalar yok olur ve bu işe yaramaz hata da tarihten silinir.

Bu süreç hemen hemen 4 milyar yıldır sürüyor. Bu sürecin çok çok büyük bir kısmında organizmalar çok basitti. Yani sadece tek hücreli canlılar vardı ama çok fazla çeşitleri vardı. Bundan 600-800 milyon yıl önce çok hücreli canlılar ortaya çıktı. Çok kısa sürede inanılmaz derecede çeşitlendiler. Mantarlar, balıklar, bitkiler, sürüngenler ve dinozorlar… Dinozorlar dünyayı tamamen sarmışlardı ve dünya onlarındı. 65 milyon yıl önce Dünya’ya, şu an Meksika’daki Yucatan Yarımadası’nın yakınlarında bir yere bir göktaşı çarptı. Bunun ardından dinozorlar yok oldu. Bu dinozorların yok olmasına neden oldu ama memeli atalarımız için bir fırsattı. Çoğaldılar ve dinozorlardan kalan alanlara yerleştiler. Geliştiler ve çeşitlendiler.

İnsanlar da 65 milyon yıl önce başlayan bu memeli oluşumunun bir ürünü aslında.

Bildiğimiz anlamda insan 200 bin yıl önce ortaya çıktı. Kolektif öğrenme yani bilgileri aktarabilme yetisi sayesinde bugün bildiğimiz dünyayı oluşturdu.

Önceki yazı

Kediler nasıl görür?

Sonraki yazı

Messi'nin La Liga'da attığı 253 gol

Henüz yorum yapılmadı

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir